Haberler YOKSULLUĞUN İÇİNDE BOLLUĞU BARINDIRAN AFRİKA

YOKSULLUĞUN İÇİNDE BOLLUĞU BARINDIRAN AFRİKA

YOKSULLUĞUN İÇİNDE BOLLUĞU BARINDIRAN AFRİKA Türk İş Aslanları için Afrika Serüveni…

1990’lı yıllara kadar ekonomik, siyasi ve sosyal problemler ile mücadele eden ve kısmen de olsa bu mücadelede başarılı olan Afrika özellikle altın petrol ve doğalgaz kaynaklarının ortaya çıkması, ekilebilir tarımsal alanları, iş gücü potansiyeli, nüfus büyüklüğü gibi nedenlerden dolayı tüm dünyanın bu kıtaya olan ilgisini artırmaktadır. Afrika’da istikrarlı büyüme oranları, dış yardımların kıtaya ciddi oranda akması, IFC, MIGA gibi kalkınma kuruluşlarının bölgedeki yatırımları nispi bir iyileşmenin varlığını ortaya koysa da, mevcut yoksulluğun azaltılmasına sınırlı bir katkı yapmaktadır. Dünyada açlık tehlikesi ile karşı karşıya kalan 900 milyon insanın 300 milyonu bu kıtada yaşamını sürdürmektedir. Bugüne kadar yardım alan Afrika, aslında büyümenin dış yardımlar ile ekonomik kaynakların etkin kullanılması sonucu gerçekleşebileceğini ve bu şekilde ayağa kalkabileceğinin farkına varmaya başladı. Bilinen bir gerçektir ki, kıtanın dünya ticaretindeki payını yüzde 1 artırarak elde edilecek olan ekonomik kazanç, kıtaya yıllık olarak yapılan hibenin yedi katına eşit olacaktır. MC Kinsey Global Enstitüsü’nün hazırladığı rapora göre, mevcut potansiyelin kıtada uzun vadeli ekonomik hedefler ile ortaya çıkmaya başlaması, çok güçlü ve küresel iş çevrelerinin potansiyeli fark etmesine ve yatırımlarını bu kıtaya yönlendirmelerine sebebiyet verdi. Bolluk içinde yokluğun kıtası olan Afrika aslında gelişmiş ülkelerin yeni bakir gözdesi….

 

Bugün ekonomik bir sıçramanın eşiğinde olan Afrika, Asya’nın izinde gidebilecek kadar şansa sahiptir. IMF rakamlarına göre Sahra altı Afrika 2012 yılında yüzde 5,75 büyümüş ve ekonomik gelişme sonucu kıtadaki birçok ülkenin yaklaşık yüzde 10 büyüme gerçekleştirmesi beklenmektedir. MC Kinsey Global Enstitüsü’nün hazırladığı rapora göre Afrika’daki reel gayri safi yurt içi hâsıla artışı salgınlara, açlık ve zaman zaman görülen tabii afetlere rağmen 1990 dönemine göre iki katına çıkarak yüzde 4,9 seviyesinde gerçekleşmiş ve 1, 6 trilyon dolara yükselmiştir. Bu neredeyse Brezilya ve Rusya’nın gayri safi yurt içi hâsılasına eşit seviyededir. Bu artışın temel nedeni ise kıtada telekom, inşaat, perakende ve bankacılık sektöründeki gelişmelerden kaynaklanmaktadır. Örneğin, telekom sektöründeki gelişme sonucu kıtada 600 milyon cep telefonu abonesi mevcuttur. Afrika’da hane halkı tüketim harcamaları Hindistan ve Rusya’nın önünde olup 2008 yılında 860 milyar dolar düzeyindedir. Reel gayri safi milli hâsılanın mevcut hızla artması sonucu 2020 yılında 1,4 trilyon dolara ulaşması beklenmektedir. Kıtada ekonomik gelişmeye paralel olarak şehirleşme oranı oldukça ciddi oranda artmaya başlamıştır. 1980‘li yıllarda nüfusun yüzde 28’i şehirlerde yaşarken 2010 yılında bu oran yüzde 40 seviyesindedir. 2008 yılında Afrika’da 85 milyon kişinin ortalama yıllık kişi başına geliri 5000 bin dolar seviyesinedir. İlginç olan, hane halkı gelirinin yaklaşık yarısının gıda dışı harcamalarda kullanılmasıdır. Bu da aslında kıtanın tüketim sektörü için nasıl bir potansiyel barındırdığının önemli göstergelerinden biridir. Önümüzdeki 10 yılda geliri 5000 bin dolar ve üzeri olan nüfusun 128 milyona ulaşması tahmin edilmektedir.

 

Afrika’da ekonomik büyümenin sağlanması açısından tarım sektörünün gelişimi de öncelikli konular arasında yer almaktadır. Afrika’nın gelecek yüzyıl için tüm dünyanın “Tarım ambarı” olduğunu söylemek mümkün. Dünyadaki ekilebilir alanların yüzde 60’ı Afrika kıtasında bulunmaktadır. Tarımda makineleşmenin az olması, tarımsal girdilerin kalitesizliği, gıda güvenliğinin yetersiz olması, tarımsal ürünlerin pazara erişim sıkıntısı, mülkiyet hakkının açık olmaması gibi birçok olumsuzluğa rağmen 2010 yılı içinde Afrika genelinde 280 milyar dolarlık bir tarımsal üretim meydana gelmiştir. Tarımsal alanda görülen tüm olumsuzlukların giderilmesi ve eksikliklerin tamamlanması, ülkelerin içinde bulundukları reform sürecinin başarılı olması halinde 2020 yılı için beklenen tarımsal üretim 880 milyar dolar olarak hedeflenmiştir.

 

Dünya petrol rezervlerinin yüzde 10’unu, altın rezervinin yüzde 40’ını, platin ve kromun yüzde 80 - yüzde 90’ını barındıran Afrika, madencilik alanında hem bu yüzyıl için hem de gelecek yüzyıl için çok önemli bir pazar olma potansiyeline sahiptir. 2008 verilerine göre 430 milyar dolar olan doğal kaynakların yıllık üretim miktarının, yıllık yüzde 2 büyüme ile 2020 yılında 540 milyar dolara çıkması tahmin edilmektedir. Petrol, doğalgaz ve kömürde dünya talebinin yüzde 85’i bu kıta tarafından karşılanmaktadır. Kıtada özellikle sahra altı Afrika’da demir, bakır gibi diğer değerli madenlerin zenginliği kabul edilen bir gerçektir. 2010 yılında 10 milyar dolarlık demir madeni üretimi gerçekleşmiştir. Bilindiği gibi altyapı, ekonomik kalkınmanın temelini oluşturmaktadır. Bu durum bilhassa nakliyat ve enerji konularını da ön plana çıkarmaktadır. Nakliyat konusundaki yüksek maliyet sorunu özellikle denize kıyısı olmayan ülkeler açısından ciddi bir sorun teşkil etmektedir. Örneğin Uganda’da ülkenin sadece yüzde 10’u elektrik alt yapısına sahiptir. Yine Uganda’da ülkenin yaklaşık yüzde 30’unda karayolu altyapısı bulunmaktadır. Bu durum Afrika pazarında ciddi bir potansiyelin varlığının da habercisidir. Afrika ülkelerinde 2010 yılında 72 milyar dolarlık bir altyapı yatırımı gerçekleştirilmiştir. Kıtanın hem ülkeler içinde hem de ülkelerarası yol, su, atık su, enerji ve haberleşme alanında gerek kendi öz kaynakları gerekse üçüncü ülke ya da kurumlardan aldıkları bütçe ile alt yapının geliştirilmesi hedeflenmektedir. Dünya bankasının hesaplamalarına göre kıta ekonomik gelişmenin ve sosyal rehabilitasyonun sağlanması için gelecek on yıl için her yıl ortalama 118 milyar dolarlık alt yapı yatırımına ihtiyaç duymaktadır. Afrika diğer alanlarda göstermiş olduğu bu gelişmeyi aynı zamanda yabancı yatırım alanında da göstermektedir. Kıtaya yapılan yabancı yatırımı 2000’li yıllardan 2008 yılına kadar 7 kat artış göstererek 62 milyar dolar olarak gerçekleşmiştir. İnsan kaynağı olmadan gelişme ve büyümeden bahsedilemez. Kıta Afrikası iş gücü kapsamında oldukça ciddi fırsatları barındırmaktadır. 15-64 yaş arası çalışabilir iş gücünün 500 milyon olduğu belirtilmektedir. Afrika 2040’lı yıllarda 1,1 milyar insan ile Çin ve Hindistan’ı geride bırakarak dünyanın en büyük çalışabilir nüfusuna sahip olacaktır.

 

 

Maden, tarım, enerji, su, tüketim harcamaları gibi alanlarda meydana gelecek olan gelişmeler sonucu Afrika’nın geçmişin aksine sağlam bir ekonomik büyüme göstereceği kesindir. Kıtanın ekonomik sektörde büyümesi, demografik trendlerde göstereceği pozitif değişmeler, artan iş gücü, orta sınıf ve tüketim harcamalarında meydana gelen değişim sonucu 2020 yılında 2,6 katrilyon dolarlık gelire ulaşması beklenmektedir. Kıtadaki global oyuncular daha çok ABD, Çin ve Hindistan merkezli firmalardır. Geçtiğimiz yıl ABD’nin Afrika ile ürün ticaretine bakıldığında ihracatının 34 milyar dolar civarı, ithalatının ise 119 milyar dolar olduğu görülmektedir. Bölgedeki Çin varlığı hiç yadsınamayacak ölçüde büyüktür. Örneğin Afrika petrollerinin yüzde 13’ü Çinli firmalar tarafından kullanılmaktadır. Yine Afrika’da petrol ihracının yüzde 37’si Çin tarafından gerçekleştirilmektedir. Çin’in kıtadaki etkinliği bu şekilde sürmeye devam ederse 2020 yılında kıtada ikinci büyük oyuncu olacaktır. Yine Çinli firmaların altyapı alanındaki yatırımları 2000’den 2007’ye kadar yüzde 46 büyüme göstermiştir.

 

Çok taraflı dış politika anlayışımızın önemli bir sonucu olarak, Türkiye’nin de son dönemde Afrika ile ilişkilerine özel ehemmiyet verdiği görülmektedir. Sanayideki gelişmemiz, uluslararası piyasalardaki tecrübemiz ve ülkemizin büyüyen ekonomisi sonucu bu kıta ile olan ekonomik ilişkilerimiz de çok hızlı bir şekilde gelişmeye başlamıştır. Bu doğrultuda, kıta ile ülkemiz arasındaki karşılıklı ticaret hacmimizin arttırılması ve yeni partnerlerimizle de söz konusu bağlantıların geliştirilmesi önem arz etmektedir. Yine özelikle Kuzey Afrika’da olmak üzere bu kıtanın birçok ülkesi ile tarihsel ve kültürel bağlarımızın önemini de göz ardı etmek mümkün değildir. Afrika ile ilişkilerimiz 90’lı yılların sonlarından itibaren ciddi bir dönüşüm geçirmeye başlamıştır. Ancak asıl ivme, 2003 yılında “Afrika ile Ekonomik ve Ticari İlişkilerimizi Güçlendirme Stratejisi”nin uygulamaya konulması ile başlamış ve 2005 yılının Türkiye’de “Afrika Yılı” olarak ilan edilmesi ile daha üst bir seviyeye çıkmıştır. 2005 yılından itibaren ülkemizin Afrika Birliği’ne gözlemci üye statüsünde katılmaya başlaması, 2008’in Ocak ayında Afrika Birliği tarafından “stratejik ortak” ilan edilmesi ve Afrika Kalkınma Bankası üyeliği, ilişkilerimizin yapı taşlarını oluşturmaktadır. Yine aynı şekilde ilişkilerin hızla ilerlediğinin bir başka göstergesi ise bu kıtadaki büyükelçilik sayısındaki hızlı artıştır. 2009 yılında 12 olan büyükelçilik sayısı 2013 yılında 35’e ulaşmıştır. Kıtada bulunan ülkeler ile ticari ve ekonomik ilişkilerimizi geliştirmek amacı ile 40’dan fazla ülke ile anlaşma imzalanmış, THY 20’den fazla noktaya uçuş gerçekleştirmeye başlamıştır.

 

 

Türkiye’nin sanayi ve dış ticaret altyapısı, Afrika ekonomilerini destekleyici özellikler taşımakla birlikte Afrika’nın çok sayıdaki Türk KOBİ’si açısından hedef pazarlardan biri konumunda bulunduğunu ifade etmek gerekir. Türkiye’nin özellikle mukayeseli üstün olduğumuz sektörlerde rekabet gücünü geliştirerek bölgedeki yatırımlarını hem bu sektörlerde hem de enerji haberleşme gibi daha stratejik sektörlerde arttırması ve deneyimli olduğu alanlarda Afrika ülkelerine teknik yardım desteği sağlaması, kıta ile aramızdaki var olan ekonomik ilişkilerin derinleşmesi ve genişlemesini sağlayacaktır. Kıta ile ticari ilişkilerimizin hızla geliştiğini söylemek mümkündür. 2005 yılında 9,6 milyar dolar olarak açıklanan ticaret hacmimiz, 2006’da 11,9 milyar dolar, 2007’de 12,7 milyar dolar, 2008’de ise yaklaşık yüzde 32’lik bir artış sonucu 16,8 milyar dolar, 2009 yılında 17,5 milyar dolar, 2010 yılında ise 20 milyar dolar civarı gerçekleşmiştir. Dünya ekonomisinin yeniden şekillendiği bu dönemde Afrika kıtası dünyanın geleceği ve istikrarı açısından büyük önem arz etmektedir. Bu yüzden Afrika Kalkınma Bankası’ndaki üyeliğimizin bize sunduğu fırsatlardan da faydalanarak kıtada hem üstün olduğumuz sektörlerde hem de haberleşme, ulaşım, enerji, sağlık, tüketim gibi birçok gelişen sektörde baş aktör olmalıyız.

 

 

Bunun için Türk iş dünyası bugüne kadar diğer bölgeler için göstermiş olduğu cesur tavrı bu bölge için de göstermelidir. Bunun için özellikle resmi kurumlar, iş dünyası ve sivil toplum arasında yakın bir ortaklığın tesis edilmesi, ülkelerarası ticaret anlaşmalarının aktif hale getirilmesi, Türk Eximbank’ın bu kıta için proje finansmanlarında daha üst limitlerde kredi vermesi, kıta ile mal ticaretimizi artırmak ve kıta ülkelerinde rekabetimizin olmasına katkı sağlamak üzere Afrika’daki bölgesel birliklere üye olunması gerekmektedir. Yine özel sektörün bu kıtada gerçekleştireceği projelerde planlama, sürdürülebilirlik ve yerellik ilkelerine riayet etmeleri başarının gerçekleşmesine katkı sağlayacaktır. Bolluk içinde yokluğun kıtası olan Afrika, ülkemiz insanı için nasıl ki insani yardımlarda merkezi ise aynı şekilde ekonomik alanımızın genişletilmesinde de merkez bir Pazar olabilir…

 

Zehra Taşkesenlioğlu

AK Parti Erzurum Milletvekili

Türkiye-Tanzanya Parlamentolararası Dostluk Grubu Başkanı

 

 

İçeriği Paylaş: